Son Durak: Günahın Rengi · Bölüm 1 / 2
Son Durak: Günahın Rengi
Bölüm 1: Ankara Grisi ve Ten Sıcağı
Ankara’nın üzerine çöken puslu gökyüzü, şehrin beton bloklarını griye boyarken, bu üç katlı apartmanın ikinci katındaki dairede hayat, dışarıdaki donuk havanın aksine kaynamaya başlamıştı. 4+1 dairenin yüksek tavanları ve geniş koridorları, dışarıdan bakıldığında huzurlu bir aile yuvasının sessiz tanığı gibi dursa da, içeride her odanın kapısı kendine has bir sırrı saklıyordu.
Tarık, sabahın erken saatlerinden beri odasındaki masasına hapsolmuştu. Bilgisayar ekranından yansıyan mavi ışık, keskin yüz hatlarını ve hafif kirli sakallarını aydınlatıyordu. Yazılım projeleriyle uğraşırken odaklanmak onun en büyük yeteneğiydi ama bugün evin içindeki gürültü bu odaklanmayı imkansız kılıyordu. Koridordan gelen topuk sesleri, ablası Cansu’nun her sabahki hazırlık ritüelinin habercisiydi.
“Sude! Şu banyodan çık artık, saçlarımı yapmam lazım!” diye bağırdı Cansu. Sesi, evin her köşesine yayılan o iddialı ve baskın karakterinin bir yansımasıydı.
Cansu, 25 yaşının getirdiği o özgüvenle koridorda salınıyordu. Üzerindeki saten, kısa sabahlığı her adımda kalçalarına sürtünüyor, sarı saçları omuzlarından aşağı bir şelale gibi dökülüyordu. Tam o sırada mutfaktan çıkan annesi Hatice ile karşılaştı. Hatice, 44 yaşında olmasına rağmen hala girdiği ortamda tüm dikkatleri üzerine çeken bir kadındı. Sarışınlığı ve fit vücudu, kızı Cansu’ya miras kalmıştı.
“Sabah sabah bağırma kızım,” dedi Hatice, mutfak önlüğünü bağlarken. “Baban içeride gazetesini okuyor, kafasını şişirme.”
Arda, salonun köşesindeki koltuğunda, elindeki tabletten borsa haberlerini takip ediyordu. 45 yaşındaki bu adam, evin sessiz ama her şeyi gören gözüydü. Kurnaz bakışları, ailesindeki her bireyin zaafını ezbere biliyormuş gibi bir derinlik taşırdı.
Öğleden sonra olduğunda ev biraz daha sakinleşmişti. Tarık mutfağa geçip kendine ikinci kahvesini koyarken dış kapının açılma sesini duydu. Sude okuldan dönmüştü. 18 yaşına yeni giren bu genç kız, eve girdiği an ortama bambaşka bir enerji yayıyordu. Üzerinde okul forması yerine, ders çıkışı arkadaşlarıyla takıldığı belli olan oldukça rahat bir kombin vardı: Vücut hatlarını tamamen saran beyaz, ince bir askılı crop top ve kalçalarına düşük bir şekilde oturan bol bir kot pantolon.
“Selam millet, ben geldim!” dedi Sude, çantasını hole fırlatırken.
Tarık, elinde kahve kupasıyla mutfak kapısında duruyordu. Sude, abisinin orada olduğunu fark etmemişti. Ankara’nın o günkü beklenmedik sıcağı ve yürüyüşü onu terletmişti. Sude, askılı tişörtünün yakasını tutup hafifçe ileri geri sallayarak göğüslerine doğru hava girmesini sağladı. O an, ince kumaşın altından belli olan dik göğüs uçları ve hareket ettikçe açılan süt beyazı beli, Tarık’ın görüş alanına girdi.
Tarık’ın boğazı bir anda kurudu. Kardeşini her gün görüyordu ama bugün bir şeyler farklıydı. Sude’nin kumral saçları hafifçe dağılmış, yanakları sıcaktan pembeleşmişti. O çocuksu masumiyetin altında, yeni uyanmaya başlayan bir dişilik yatıyordu.
Sude başını kaldırıp abisini gördüğünde duraksadı. “Aa, abi? Sen mutfakta mıydın?” dedi hafifçe kızararak. Ama bu kızarıklık bir korkudan ziyade, yeni fark edilen bir farkındalığın ürünüydü.
Tarık zorlukla yutkunarak, “Yeni çıktım odadan,” diyebildi. Bakışlarını Sude’nin açıkta kalan belinden çekmeye çalıştı ama gözleri bir mıknatıs gibi o pürüzsüz tenin üzerinde takılı kalmıştı.
Sude, abisinin ona bakışındaki o ani değişimi hissetti. Utangaç bir gülümseme yerleşti dudaklarına. Yanından geçerken, “Çok sıcak değil mi?” diye sordu. O geçerken Tarık’ın burnuna dolan hafif ter kokusuyla karışık şekerli parfüm, genç adamın başını döndürdü.
Akşam yemeği nispeten sakin geçmiş, gece herkes odasına çekilmişti. Tarık o gece sabaha kadar uyuyamadı. Zihninde sürekli o beyaz tişörtün havalanışı ve Sude’nin pürüzsüz bel kavisinin görüntüsü dönüp duruyordu. Kendi kendine kızdı, bu bir hataydı, o onun kardeşiydi. Ama arzu, mantığın bittiği yerde başlardı.
Ertesi sabah uyandığında evde garip bir sessizlik vardı. Annesi ve babası bir akraba ziyareti için erkenden çıkmış, Cansu ise bir arkadaşıyla kahvaltıya gitmişti. Sude’nin odasının kapısı kapalıydı, muhtemelen hala uyuyordu ya da kütüphaneye gitmişti.
Tarık, zihnindeki o ateşli düşünceleri dağıtmak umuduyla banyoya yöneldi. Sıcak bir duşun ona iyi geleceğini düşünüyordu. Banyoya girdiğinde, yerdeki çamaşır sepetinin hemen yanında unutulmuş, dün Sude’nin üzerinde gördüğü o beyaz askılı tişörtü ve yanında minik, pembe bir dantelli iç çamaşırını gördü.
Kalbi göğüs kafesini dövmeye başladı. Etrafı kontrol etti; ev sessizdi. Eğilip o pembe kumaş parçasını eline aldı. Kumaş o kadar ince, o kadar hafifti ki… Avucunun içinde kayboluyordu. Bir anlık tereddütten sonra, o yasaklı kumaşı burnuna yaklaştırdı.
Sude’nin teninin kokusu hala oradaydı. Taze, masum ama bir o kadar da kışkırtıcı bir koku. Gözlerini kapattı. Burnunu kumaşa iyice bastırarak o kokuyu ciğerlerine çekti. Hayal gücü dizginlerinden boşanmıştı. Kendini banyo tezgahına yasladı, diğer eliyle boxer’ının üzerinden sertleşmiş olan erkekliğini kavradı.
Kumaşı, kabaran penisine sürtmeye başladı. İnce dantelin yarattığı sürtünme, Tarık’ın nefesini kesti. “Sude…” diye fısıldadı karanlık bir arzuyla. Kardeşinin doğrudan tenine değen bu parçayı kendi teninde hissetmek, ona daha önce hiç tatmadığı bir haz veriyordu. Kumaşı penisinin başında gezdiriyor, her dokunuşta sanki Sude yanındaymış gibi hissediyordu.
Tam o sırada, evin ana giriş kapısının kilit sesi duyuldu. Tarık, elektriğe kapılmış gibi sıçradı.
“Tarık? Evde misin oğlum? Biz geldik, anahtarı unutmuşuz!” diye seslenen Hatice’nin sesi koridorda yankılandı.
Tarık büyük bir panikle elindeki iç çamaşırını sepetin içine fırlattı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atarken, titreyen elleriyle duşu açtı. Suyun sesi, hızlanan nefesini bastırmaya çalışırken, dışarıdan Cansu ve Sude’nin gülüşme sesleri de duyulmaya başlamıştı.
Yasak olanın ilk tohumu, o banyoda, o pembe dantelin kokusunda atılmıştı. Artık geri dönüş yoktu. Günahın rengi, Tarık’ın zihnine bir daha silinmemek üzere kazınmıştı.
Yorumlar 0
Düşüncelerini paylaş — anında listelenir.
İlk yorumu sen yap.