Son Durak: Günahın Rengi · Bölüm 2 / 2

Bölüm 2: Aralanan Kapılar ve Tehlikeli Temaslar

⏱ 10 dk okuma 235 Şu an 1 kişi okuyor

Ankara’nın bozkır sıcağı, güneş batarken bile etkisini yitirmemiş; 4+1 dairenin duvarları gün boyu emdiği sıcaklığı içeriye kusmaya başlamıştı. Akşam yemeği, her zamanki sıradanlığında geçmişti. Arda Bey, kurnaz gözleriyle sofradaki sessizliği tartarken, Hatice Hanım günün yorgunluğunu atmak için erkenden odasına çekilmişti. Tarık, yemek boyunca başını tabağından kaldırmamış, Sude’nin o masum ama zihnini altüst eden varlığıyla aynı masada oturmanın yarattığı baskıyla savaşmıştı.

Yemekten sonra evdeki rutin her bir karakteri kendi köşesine çekmişti. Cansu, odasındaki klimanın yetersiz kalmasından şikayet ederek Sude’yi yanına çağırmıştı. İki kız kardeş, Cansu’nun büyük yatağına uzanmış, magazin dünyasından ve Sude’nin okul maceralarından konuşuyorlardı.

Cansu, “Of Sude, bu sıcakta bu ev çekilmiyor, nefes alamıyorum!” diyerek üzerindeki ince tişörtü tek hamlede çıkarıp kenara fırlattı. Altında sadece dantelli, göğüslerini yukarı kaldıran siyah bir sütyen kalmıştı. 25 yaşındaki gövdesi, mükemmel fiziğiyle odadaki loş ışıkta parlıyordu. Özgüveni o kadar yüksekti ki, kardeşinin yanında böyle oturmak onun için sıradan bir durumdu. “Eğlenceli bir şeyler yapalım, libido bu sıcakta bile tavan!” diyerek kahkaha attı.

Sude, ablasının bu rahatlığına alışık olsa da, odadaki havanın bir anda değiştiğini hissediyordu. “Ben mutfağa gidip dolaptan soğuk bir şeyler alayım, boğazım kurudu,” dedi ve ayağa kalktı. Sude’nin üzerinde, incecik kumaştan, kalçalarını tam saran mini bir şort ve askıları omuzlarından neredeyse düşecek kadar gevşek, göğüs dekoltesi derin bir büstiyer vardı. Z kuşağının o “umursamaz ama çekici” tarzını her zerresiyle taşıyordu.

Mutfağın loş ışığına girdiğinde, Tarık’ın orada olduğunu görmedi. Tarık, tezgahın başında kendine sert bir içki hazırlıyordu. Sude, abisinin orada olduğunu fark etmeden üst dolaplara doğru uzandı. Bardaklara yetişmek için parmak uçlarında yükseldiğinde, şortu kalçalarında biraz daha yukarı sıyrıldı ve büstiyerinin askısı omzundan tamamen düştü.

Tarık, bardağını doldurmayı bırakmış, arkası dönük olan kardeşini izliyordu. Sude’nin pürüzsüz, süt beyazı sırtı ve belinin o kışkırtıcı kıvrımı tam karşısındaydı. Bir anlık cesaretle, sanki o da bir bardağa uzanıyormuş gibi Sude’nin arkasına yaklaştı. Aralarındaki mesafe santimlere indiğinde, Tarık’ın vücudundan yayılan sıcaklık Sude’nin sırtına vurdu.

Tarık, kolunu uzatırken gövdesini Sude’nin kalçalarına hafifçe sürttü. “Bardak mı lazım?” diye fısıldadı. Sesi, arzunun getirdiği o boğuk tondaydı.

Sude, bu ani yakınlıkla irkildi. Abisinin sert gövdesini arkasında hissetmek, tenine değen o yabancı ama çekici sıcaklık kalbinin hızla çarpmasına neden oldu. Ama masumluğu, bunun bilinçli bir dokunuş olduğunu anlamasına engeldi. “E-evet abi, yetişemedim,” dedi kekeleyerek.

Tarık, bardağı alırken geri çekilmedi. Aksine, nefesini Sude’nin boynuna doğru vererek bir an duraksadı. Sude’nin tenindeki o taze koku, banyoda kokladığı iç çamaşırının kokusunun bin kat daha yoğun haliydi. “Dikkatli ol ufaklık, bazen yüksekler tehlikelidir,” dedi ve elindeki bardağı Sude’ye uzattı. Sude bardağı alırken parmakları Tarık’ın ellerine değdi; ikisi de o an saniyeler süren ama asırlar gibi gelen o elektriklenmeyi yaşadı.

Sude, elinde soğuk içecekle hızla Cansu’nun odasına döndü. Kalbi hala yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Hemen arkasından Tarık, yarım kalan konuşmayı ya da belki de daha fazlasını arzulayarak koridorda belirdi. Cansu’nun odasının kapısı aralıktı. Tarık içeriye girmek üzereyken duraksadı ama kendini durduramadı.

Kapıyı hafifçe ittiğinde, yatakta yarı çıplak, sadece sütyeniyle uzanmış olan Cansu ile karşılaştı. “Aa, pardon! Ben müsait değilsiniz sanmıştım,” dedi Tarık, geri adım atar gibi yaparak ama gözleri Cansu’nun o dolgun ve dik duran göğüslerine, sütyenden taşan o pürüzsüz tene takılmıştı.

Cansu, abisinin bakışlarındaki o açlığı fark etmişti. O, masum olmayan bir kadındı ve bu oyunlar onun en büyük eğlencesiydi. Doğrularak yataktan kalktı, hiç istifini bozmadan Tarık’a doğru yürüdü. “Aman Tarık, yabancı mısın? Gel içeri, utanma,” dedi kışkırtıcı bir tonda. “Sude ile dertleşiyorduk, sen de katıl bize. Hava çok sıcak, bu evde gizli saklı mı olur?”

Tarık, odanın içine girdiğinde iki kadının yarattığı o yoğun kadınsı aura ile kuşatılmıştı. Bir yanda sadece sütyeniyle karşısında duran, cesur ve libido dolu ablası Cansu; diğer yanda yatağın kenarında oturmuş, dekoltesinden göğüsleri neredeyse fırlayacakmış gibi duran ve ona ürkek bakışlar atan taze kardeşi Sude…

Cansu, Tarık’ın koluna girdi ve onu yatağa doğru çekiştirdi. “Bak, Sude de yanıyor sıcaktan. Değil mi Sude?” diyerek Sude’nin çıplak omzuna dokundu.

Tarık, iki kadının ortasında kalmıştı. Odadaki o loş ışık, yasak olanın her tonunu tenlerine yansıtıyordu. Cansu’nun parmakları Tarık’ın kolunda gezinirken, Tarık’ın gözleri Sude’nin utangaç ama bir o kadar da davetkar bakan gözlerine kilitlendi. Ankara’daki bu 4+1 ev, o gece sadece bir aile yuvası değil; arzuların, temasların ve geri dönülemez günahların sahnesi olmaya hazırlanıyordu.

“Eee Tarık,” dedi Cansu, abisinin kulağına eğilerek. “Söyle bakalım, kardeşlerin bu kadar sıcakken sen nasıl bu kadar soğukkanlı kalabiliyorsun?”

Odanın kapısı hafifçe kapandı ve içerideki sıcaklık, dışarıdaki bozkır sıcağını çoktan geride bırakmıştı.

Tarık, iki kadının arasında, o dar ve sıcak odada hapsolmuş gibiydi. Cansu’nun cüretkarlığı, Sude’nin ise masumiyetle arzunun kıyısında gezinen o ürkek tavırları, Tarık’ın zihnindeki tüm ahlaki barikatları yıkıyordu.

Cansu, Tarık’ın kolunu bırakmadan yatağın üzerine bağdaş kurup oturdu. “Hadi ama, bu kadar gergin olma abi,” dedi ‘abi’ kelimesini üzerine basa basa, neredeyse alay edercesine söyleyerek. “Sude, sende de bir haller var bugün. Okulda biriyle mi atıştın?”

Sude, bakışlarını kaçırıp bacaklarını kendine doğru çekti. Şortunun yukarı sıyrılmasıyla Tarık’ın gözleri yine o pürüzsüz tene hapsoldu. “Hayır abla, sadece… hava çok basık,” dedi Sude. Sesi titriyordu. Tarık’ın az önce mutfakta ona arkadan temas ettiği anın sıcaklığı hala kalçalarında ve belinde asılı kalmıştı.

Tarık, yatağın hemen karşısındaki pufa çöktü. Gözlerini iki kardeşinden ayırmakta zorlanıyordu. Cansu’nun sütyeninden taşan teni ve Sude’nin o taze, Z kuşağı enerjisiyle harmanlanmış güzelliği arasında bir sarkaç gibi gidip geliyordu.

“Biraz müzik açalım,” dedi Cansu ve telefonuna uzandı. Odanın içine hafif, bas ağırlıklı bir R&B ritmi yayıldı. Cansu ritme uyup hafifçe omuzlarını sallarken, göğüsleri sütyenin içinde kışkırtıcı bir şekilde hareket ediyordu.

O gece, dışarıdan bakıldığında sıradan bir kardeş sohbeti gibiydi ama yüzeyin hemen altında bir volkan kaynıyordu. Arada sırada Cansu’nun Tarık’ın dizine vurduğu şakacı darbeler, Sude’nin “yanlışlıkla” Tarık’ın ayağına değen parmak uçları… Kimse konuşmuyor ama herkes o ten temasının peşindeydi.

Gece yarısını geçtiğinde, herkes kendi odasına dağıldı. Ancak fiziksel mesafe, zihinlerdeki ateşi söndürmeye yetmemişti.

Gece Yarısı: Sessiz Odalar, Gürültülü Mesajlar

Tarık yatağında sırtüstü uzanmış, tavanı izliyordu. Telefonunun ekranı karanlığı deldi.

[2:14] Sude: Abi… uyudun mu?

[2:15] Tarık: Hayır. Uyku tutmadı. Sıcak yüzünden herhalde.

[2:15] Sude: Benim odam çok daha kötü. Esmiyor bile. Cansu ablamın yanında kalacaktım ama çok horluyor haha.

[2:16] Tarık: Mutfağa gelip soğuk bir şeyler içseydin keşke. Az önce mutfaktaki gibi…

[2:17] Sude: Mutfaktaki gibi derken? Bardak alırken mi? 🙂

[2:18] Tarık: Biraz fazla yakındık. Rahatsız oldun mu?

[2:18] Sude: Hayır… Aksine. Kendimi güvende hissettim. Ama farklı bir güven. Sanki sadece abi gibi değildin.

Tarık’ın kalbi boğazında atmaya başladı. Yazıp yazıp siliyordu.

[2:20] Tarık: Nasıl bir güven Sude? Açık konuş.

[2:21] Sude: Bilmiyorum abi… Dokunuşun çok sıcaktı. Odamın kapısını aralık bıraktım biraz hava gelsin diye. Ama koridordan geçen olur diye korkuyorum.

[2:22] Tarık: Kimse geçmez. Herkes uyudu.

[2:23] Sude: Eğer çok susarsan… mutfağa giderken benim odama da bir bardak su getirir misin? Kapım açık.

Tarık, telefonun ekranını kapattı ve karanlıkta derin bir nefes aldı. Sude’nin bu “su” bahanesinin ne anlama geldiğini ikisi de biliyordu. Sude, masumiyetini bir kenara bırakıp abisini o yasaklı bölgeye, kendi odasına davet ediyordu.

Tarık yataktan kalktı, koridorun gıcırdayan parkelerine basmamaya çalışarak Sude’nin odasının önüne geldi. Kapı, Sude’nin dediği gibi aralıktı. İçeriden gelen loş ışık koridora sızıyordu. Tarık kapıyı usulca itti.

Sude, yatağın üzerinde yan yatmış, telefonunun ışığı yüzüne vururken abisinin gelmesini bekliyordu. Üzerindeki o ince büstiyerin askısı yine düşmüştü. Tarık içeri girdiğinde aralarındaki o sessiz anlaşma mühürlenmişti.

“Suyun nerede?” diye fısıldadı Tarık, elinde gerçekten bir bardak suyla.

Sude doğrulup oturdu, bardağı alırken Tarık’ın ellerini uzunca tuttu. “Su bahane abi… Sadece… odanın sessizliği beni korkuttu,” dedi ve Tarık’ı yatağın kenarına çekerek yanına oturttu.

O gece büyük bir patlama yaşanmadı ama iki kardeş, o yatakta yan yana, birbirlerinin nefesini duyacak kadar yakın oturdular. Tarık’ın eli, Sude’nin çıplak omzuna gitti ve yavaşça teninde gezinmeye başladı. Sude başını abisinin omzuna yasladı. Bu, sadece bir başlangıçtı; Ankara’nın sessiz gecesinde, günahın rengi yavaş yavaş koyulaşıyordu.

[Bölüm 2 Sonu]

Benzer Hikayeler

Bu hikayeye en yakın okuma önerileri

Trendleri keşfet
5

Teyzemin kocası eniştem zorla yaptı

admin 13.256

Seri 4.4

Yasak Arzular Bölüm 1

admin 895

5

Kapalı Ablam Serap

admin 20

Ergen Erkek Kardeşime güzel anlar yaşattım

admin 17

Yorumlar 0

Düşüncelerini paylaş — anında listelenir.

0% ~10 dk kaldı