Aynı Çatı Altında · Bölüm 9 / 2

Bölüm 2: Sabahın Soğuk Duşu

⏱ 10 dk okuma 890 Şu an 1 kişi okuyor

Odamın kapısını kilitledikten sonra kaç saat yerde oturdum, bilmiyorum. Kaan’ın kapısının kapanma sesi evde yankılandığında, koridorun o tekinsiz sessizliği odaya sızdı. Dudaklarımda hâlâ onun tadı, tenimde parmaklarının yakıcı izi vardı. Odam, yıllardır sığındığım o güvenli kale, şimdi sadece suçluluk duygusunun beni boğduğu bir kafesti.

Yatağa girdiğimde sabahın ilk ışıkları Ankara’nın üzerine düşüyordu. Gözümü bile kırpmadım. Zihnimde sürekli aynı sahne dönüyordu: Kaan’ın mutfaktaki o kararlı hali, boynuma gömülen yüzü ve o son tehditkâr cümlesi. “Bu işin başladığını ikimiz de biliyoruz.”

Ertesi sabah, mutfağa girmek hayatımdaki en zor eylemlerden biriydi. Kapı eşiğinde durup derin bir nefes aldım. Mutfak, geceki o savaş alanından çıkmış, sabahın sıradanlığına bürünmüştü. Ama Kaan oradaydı.

Tezgaha yaslanmış, üzerinde geceki gri eşofman altı ve çıplak göğsüyle kahve makinesinin dolmasını bekliyordu. Gözleri yorgun ama ifadesizdi. Benim girdiğimi fark edince kafasını hafifçe çevirdi, bakışları bir saniye bile olsun gözlerimden ayrılmadı.

“Günaydın,” dedi, sesi geceki o pürüzlü tondan uzaktı, sıradan, hatta mesafeliydi. Ama gözlerindeki o karanlık parıltı, geceyi unutmadığını bas bas bağırıyordu.

“Günaydın,” diye fısıldadım. Tezgaha yaklaşmamaya çalışarak buzdolabına yöneldim. Sırtım ona dönükken kalp atışlarımın sesini duyabiliyordum. O mutfaktaki her hareketim, onun gözetimi altındaydı.

“Gece… iyi uyuyabildin mi?” diye sordu. Bu basit soru, aramızdaki o devasa sırrı hatırlatan bir kod gibiydi.

Sürahiyi alıp bardağa su doldururken ellerim titriyordu. “Pek değil,” dedim, dürüstçe. “Ev çok sıcaktı.”

Kaan hafifçe güldü, mutfakta yankılanan o kısa, alaycı gülüşü. “Evet. Çok sıcaktı.”

Yavaşça bana doğru adım attı. Arada mesafe bıraktı ama varlığı mutfağı doldurmaya yetti. Gözleri boynumdaki o görünmez ıslaklığa kaydı.

“Ufaklık,” dedi, sesi fısıltıya dönüştü. “O kapıyı her gece kilitleyebilirsin. Ama bu evde her sabah bu masaya oturmak zorundasın. Ve ben her sabah karşında olacağım.”

Kahvesini alıp salona doğru yürüdü. Kapıdan çıkmadan önce son bir kez arkasına döndü. “Annemler yarın akşam yemeğe geliyor. Güzel bir ‘aile’ yemeği yeriz, değil mi?”

Kaan mutfaktan çıktığında, bardağı tezgaha bıraktım ve ellerimi yüzüme kapattım. Yangın sadece mutfakta başlamamıştı; bu çatının altındaki her odayı, her anımızı, her ‘aile’ yemeğimizi yakıp yıkmaya başlamıştı bile.

Kaan’ın salona geçen ayak sesleri uzaklaşırken, tezgaha tutunarak derin bir nefes almaya çalıştım. Yarın akşam. Annem ve onun babası bu eve gelecekti. Bizi aynı masada, yan yana, onların evliliği sayesinde kurulmuş bu yapay “kardeşlik” bağının içinde göreceklerdi. Düşüncesi bile mideme bir taş gibi oturdu.

Günün geri kalanı tam bir psikolojik savaştı. Odama kapandım, ders kitaplarının arkasına saklandım ama evdeki her ses tetikte olmama yetiyordu. Kaan’ın salonda yürümesi, banyo kapısını açması, buzdolabından bir şey alması… Attığı her adım odamın duvarlarında yankılanıyordu. Aramızdaki o görünmez gerilim hattı tüm evi sarmıştı.

Akşama doğru odamdan çıkmak zorunda kaldım. Koridora adım attığımda ev sessizdi; Kaan’ın odasının kapısı kapalıydı. Rahat bir nefes alarak banyoya geçtim. Sıcak bir duşun zihnimdeki bu karmaşayı yıkayıp götürmesini umuyordum.

Kıyafetlerimi çıkarıp kendimi sıcak suyun altına bıraktım. Buhar banyoyu kaplarken, suyun tenime her değişi dün gece Kaan’ın dokunduğu yerleri sızlatıyordu. Gözlerimi kapattığımda hâlâ onun kasıklarımı sıkıştıran sertliğini hissedebiliyordu vücudum. Dudaklarımı dişledim. Ondan nefret etmem gerekiyordu, bu durumdan korkmam gerekiyordu… ve korkuyordum da. Ama içimdeki o karanlık haz, korkumdan çok daha büyüktü.

Duştan çıkıp üzerime hızlıca askılı hafif bir bluz ve kısa bir şort geçirdim. Saçlarımı havluyla kurulayarak banyonun kapısını açtım. İçerideki yoğun buhar benimle birlikte koridora dalga dalga yayıldı.

Kapıdan çıktığım anda donakaldım.

Kaan tam banyonun karşısındaki duvara yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş beni bekliyordu. Üzerine siyah bir tişört giymişti ama gözlerindeki o avcı ifadesi tamamen çıplaktı. Islak saçlarıma, buhardan kızarmış tenime ve şortun açıkta bıraktığı bacaklarıma baktı. Bakışları o kadar yoğundu ki, üzerimde kıyafet yokmuş gibi hissettim.

“Banyoyu çok meşgul ediyorsun, ufaklık,” dedi. Sesi alçaktı ama koridorda yankılandı.

“B-bitti, girebilirsin,” diyerek yanından hızla geçip odama kaçmaya çalıştım. Ama Kaan buna izin vermedi.

Ben daha bir adım atamadan, büyük eliyle bileğimi kavradı. Canımı acıtmayacak ama kaçmamı engelleyecek kadar sıkı bir tutuştu bu. Beni hızla kendine doğru çekti ve sırtımı banyo kapısının yanındaki duvara yasladı. Koridorun loş ışığında, banyodan sızan sıcak buharın arasında yine onunla burun burunaydım. Kokusu—erkeksi parfümü ve kendi ten kokusu—ciğerlerime doldu.

“Benden kaçamazsın demiştim,” diye fısıldadı, yüzünü yüzüme yaklaştırarak. “Dün gece yarım kalan bir şeyler var, farkında mısın?”

“Kaan, lütfen… Yarın annemler geliyor diyen sendin,” dedim, göğsüm hızla inip kalkarken. Bluzumun ince kumaşı üzerinden göğüslerimin ucunun dikleştiğini görebiliyordu, bunu biliyordum.

Kaan’ın bakışları dudaklarıma indi. “Gelsinler,” dedi, sesi tehlikeli bir tondaydı. Boştaki elini kaldırdı, uzun parmaklarıyla duştan yeni çıkmış, nemli boynumu yavaşça okşadı. Parmak uçları şah damarımın üzerinde gezindiğinde vücudum kendiliğinden ona doğru büküldü. “Onların gelmesi, benim seni arzulamamı engellemiyor. Ya da senin beni istemeni…”

Eğildi, burnunu boynuma sürterek derin bir nefes aldı. “Mis gibi kokuyorsun,” diye mırıldandı. Dudakları boynumdaki teni hafifçe emerek yukarı tırmandı.

İçimden bir çığlık koptu ama dışarıya sadece kısık bir inleme olarak yansıdı. Ellerim onun tişörtünün kumaşını kavradı; onu itmek mi istiyordum yoksa kendime daha çok çekmek mi, artık ayırt edemiyordum. Kaan kalçasını benimkine doğru bastırdığında, o tanıdık sertliği yeniden hissettim. Duvara sıkışmıştım, onun kolları ve gövdesi arasında tamamen çaresizdim.

Kaan bileğimi bıraktı, elini şortumun kenarından içeri, çıplak uyluğuma doğru kaydırdı. Tenimin onun sıcak dokunuşuyla ürperdiğini hissettiğinde hafifçe gülümsedi. “Bu gece kapını kilitlesen de bir faydası olmayacak Aylin. Çünkü aklın bende kalacak.”

Dudakları dudaklarıma kapandı. Bu seferki öpücük dünkü gibi ani değil, yavaş, işkence eder gibi ve fazlasıyla sahipleniciydi. Dili ağzımın içine sızarken, bacağımla onun bacağını sıkıştırdım. Tam koridorun ortasında, yakalanma korkusunun en uç noktasında, birbirimizin içinde kayboluyorduk.

Kaan’ın dili ağzımın içinde her hamle yaptığında, koridorun loş ışığı altındaki o dar alanda adeta eriyordum. Banyonun buharı ve tenimizin sıcaklığı birbirine karışmıştı. Şortumun kenarından içeri sızan eli, çıplak uyluğumu okşayarak yukarı, kasıklarıma doğru tırmandı. Külotun dantel kenarını sıyırıp parmak uçlarıyla o en hassas, ıslak noktama dokunduğu an, sırtımı arkamdaki duvara daha sert yasladım. Küçük bir inleme dudaklarımızın arasında kayboldu.

“Kaan…” diye fısıldayabildim, nefes nefese kafamı geriye atarak. Duvara yaslanan başım, onun daha da cüretkarlaşmasına izin verdi.

Kaan durmadı. Parmakları, üç yıllık o bastırılmış açlığın acısını çıkarır gibi ritmik ve hırslı hareket etmeye başladı. Vücudumdan aşağı doğru yayılan o yoğun zevk dalgası dizlerimi titretiyordu; eğer beni belimden sıkıca tutmuyor olsaydı çoktan yere yığılırdım. Diğer eliyle bluzumun yakasını aşağı sıyırdı, göğsümü avucunun içine alıp başparmağıyla ucunu sertçe uyardı.

“Beni ne kadar istediğini görüyorsun, değil mi?” diye mırıldandı boynuma doğru. Sesi nefes nefeseydi, o da kontrolünü kaybetmek üzereydi. “Kendine yalan söylemeyi bırak artık, Aylin.”

Vücudumun içindeki o tatlı sızı, Kaan’ın parmaklarının her dokunuşuyla daha da katlanılmaz bir hal alıyordu. Gözlerimi kapattım, sadece onun teninin kokusuna ve içimde yarattığı o muazzam havai fişek gösterisine odaklandım. Tam o sınıra, o geri dönülmez zirveye yaklaşırken…

Aşağıdan, binanın ana giriş kapısının kapanma sesi geldi. Ardından asansörün çalışma gürültüsü loş koridorda yankılandı.

İkimiz de aynı anda kaskatı kesildik.

Kaan parmaklarını yavaşça bacağımdan çekti, gözleri karanlıkta hızla bana döndü. Nefeslerimiz koridorun sessizliğinde kamçı gibi patlıyordu. Asansörün bizim katımıza doğru yükselen o mekanik sesi, üzerimize çöken en büyük tehditti.

“Geldiler,” dedim dehşet içinde. Sesim korkudan kısılarak çıkmıştı. “Yarın akşam demişlerdi… Kaan, bu akşam gelmişler!”

Kaan’ın gözlerindeki o şehvetli sis aniden dağıldı, yerini keskin bir soğukkanlılığa bıraktı. Üzerini düzeltti, tişörtünün yakasını çekiştirdi. Ama bakışları hâlâ benim üzerimde, dudaklarımın kızarıklığında ve darmadağın olmuş saçlarımdaydı.

“Odana geç. Hemen,” dedi alçak ama emredici bir sesle.

Asansörün bizim katta durduğunu belirten o tiz “bip” sesi duyulduğunda, sanki canımı kurtarmak ister gibi odama doğru atıldım. Kapıyı kapatıp arkasından kilitlediğim o salise, dış kapının kilidinde dönen anahtarın sesini duydum.

“Çocuklar! Biz geldik, sürpriz!”

Annemlerin neşeli sesi salona doğru ilerlerken, ben odamın ortasında, darmadağın kıyafetlerimle, bacaklarımın arasında hâlâ Kaan’ın ıslaklığı ve dudaklarımda onun tadıyla öylece kalakalmıştım. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Birkaç dakika sonra o kapı çalınacaktı ve ben hiçbir şey olmamış gibi onların yüzüne bakmak zorunda kalacaktım.

SON

Benzer Hikayeler

Bu hikayeye en yakın okuma önerileri

Trendleri keşfet
4

Bölüm 2: Aralanan Kapılar ve Tehlikeli Temaslar

admin 236

İlk Erkeğim Abim

admin 17

5

Yasak Arzular Bölüm 3

admin 1.011

5

Teyzemin kocası eniştem zorla yaptı

admin 13.257

Yorumlar 0

Düşüncelerini paylaş — anında listelenir.

0% ~10 dk kaldı