Son Durak: Günahın Rengi · Bölüm 3 / 3
Bölüm 3: Çapraz Ateş ve Tehlikeli Temaslar
Gece yarısının o gizemli ve sessiz saatleri geride kalıp yerini sabahın erken ışıklarına bıraktığında, Sude’nin odasındaki o gerilimli yakınlaşma iki kardeşin de zihnine adeta kazınmıştı. Tarık, şafak sökmeden hemen önce Sude’nin odasından kendi yatağına geçmişti ama teninde kalan o taze, şekerli koku ve elinin altında titreyen o pürüzsüz omuz hissi genç adamı uykudan tamamen mahrum bırakmıştı.
Masadaki Sahte Düzen
Öğleye doğru Hatice Hanım ve Arda Bey akraba ziyaretinden döndüğünde, evde sanki hiçbir şey olmamış gibi bir düzen kuruldu. Hatice Hanım mutfakta akşam yemeği için tencereleri kaynatırken, evdeki herkes salondaki büyük yemek masasının etrafında toplandı. Ancak yüzeydeki bu normallik, altındaki lavı gizleyen ince bir kabuktan ibaretti.
Sude, başını tabağından kaldıramıyor, çorbasını karıştırırken bile abisi Tarık’ın masanın altından bacaklarına çarpabilecek en ufak bir hareketinden korkuyordu. Tarık ise her fırsatta Sude’nin sıcaktan ve heyecandan nemlenmiş şakaklarını, bardağı tutarken titreyen o narin parmaklarını izliyordu. Masanın diğer ucunda oturan Cansu, bu iki kardeş arasındaki sessiz ve elektrikli gerilimi fark etmişti; dudaklarında alaycı, ne zaman patlayacağı belli olmayan sinsi bir gülümseme vardı. Baba Arda Bey ise elindeki kadehi hafifçe çevirirken kurnaz gözlerini ailesinin üzerinde gezdiriyor, her birinin sakladığı gizli zaafları bir sarraf gibi tartıyordu.
Yemekten sonra Arda Bey, yorgun olduğunu belirterek Hatice Hanım ile birlikte erkenden ebeveyn yatak odasına çekildi. Evin koridorlarına çöken mutlak sessizlik, çok geçmeden anne ve babasının odasından gelen o ritmik, boğuk ve ne anlama geldiği aşikar olan seslerle bozuldu.
Sude’nin Odasındaki Çatışma
Tarık, odasında çıplak bir halde sırtüstü uzanmış tavanı izlerken, duvarların ardındaki bu ritmik seslerin yarattığı baskıyla yerinden fırladı. Kanı damarlarında adeta kaynıyor, boğazı kuruyordu. Zihninde sadece dün gece odasında bardağı alırken ellerini bırakmayan, ince askılı büstiyerinin altından dik göğüs uçları belli olan Sude vardı. Daha fazla dayanamadı. Koridorun loşluğunda sessizce ilerleyip Sude’nin kapısını hafifçe tıkladı.
İçeriden Sude’nin ürkek bir sesle “Gel” dediğini duydu. Tarık içeri girdiğinde, Sude yatağında incecik, pembe askılı bir büstiyer ve tenini tamamen açıkta bırakan mini bir şortla oturuyordu. Tarık, yatağın kenarına, kız kardeşinin hemen yanına oturdu.
“Sıkıldım, yanına gelmek istedim,” dedi Tarık, ama sesi arzusunun ağırlığıyla boğuklaşmıştı. Bakışları, Sude’nin süt beyazı çıplak omuzlarında ve büstiyerin derin dekoltesinden taşan o diri göğüs kavislerinde hunharca geziniyordu.
Tarık, elini uzatıp Sude’nin ensesine, saçlarının bittiği o sıcak ten noktasına dokunduğunda Sude irkildi. Gözlerinde ani bir korku ve toplumsal ahlakın getirdiği o son vicdan azabı belirdi. “Abi, yapma…” diye fısıldadı Sude, sesi ağlamaklıydı. “Lütfen odana dön. Bu… bu bizi mahveder.”
Tarık, kız kardeşinin bu ani ve kesin reddedişiyle sarsıldı. İçindeki hırs ve gurur kırıklığıyla hiçbir şey söylemeden hızla odadan çıktı ve kendi karanlığına gömüldü.
Cansu’nun Karanlık Rahatlatması
Tarık’ın koridorda hışımla kendi odasına geçtiğini gören Cansu, aralık bıraktığı kapısından bu anı saniye saniye izlemişti. Durumun ciddiyetini ve kardeşlerinin arasındaki o tehlikeli tansiyonu çözmek onun için bir zevkti. Adımlarını doğrudan Sude’nin odasına yöneltti.
İçeri girdiğinde Sude’yi yatağın ortasında dizlerini kendine çekmiş, gözyaşları içinde buldu. Sude, ablasının o baskın ve her şeyi anlayan bakışları karşısında daha fazla dayanamadı ve ağlayarak her şeyi itiraf etti: Abisini mutfakta ve dün gece odasında nasıl arzuladığını, onun dokunuşlarıyla nasıl yandığını ama aynı zamanda bu günahın onu nasıl paramparça ettiğini anlattı.
Cansu, kışkırtıcı bir tebessümle yatağa, kardeşinin yanına süzüldü. Üzerindeki ipek sabahlığı gevşeterek Sude’ye iyice yaklaştı. “Sadece rahatla Sude,” diye fısıldadı, sesi adeta bir yılanın tıslaması gibi büyüleyiciydi. “Bu evde gizli saklı yok dememiş miydim? Kendini kasmana gerek yok.”
Cansu, elini Sude’nin mini şortunun açıkta bıraktığı o titreyen bacağına koydu. Parmaklarını yavaşça yukarı, Sude’nin en hassas ve ıslak merkezine doğru kaydırdı. Sude, ablasının bu deneyimli ve cüretkar dokunuşları karşısında önce kasılsa da, içindeki o bastırılmış libido anında teslim oldu. Cansu, kız kardeşinin pembe dantelli çamaşırının üzerinden yaptığı sert ve ritmik baskılarla Sude’yi dakikalar içinde cinsel anlamda büyük bir doruğa ulaştırdı. Sude, yatakta sarsılarak inlerken, Cansu onu derin bir sessizliğe ve rahatlamaya gömmenin verdiği hazla odadan çıktı.
Koridordaki Şok Karşılaşma
Cansu, parmaklarındaki o taze ıslaklığı ve yoğun kokuyu temizlemek için lavaboya yöneldi. Elini yüzünü yıkayıp banyodan çıktığında, mutfağa doğru su almak için ilerleyen babası Arda Bey ile karşılaştı. Arda Bey, annesiyle yaşadığı o hararetli ilişkiden yeni çıkmış, vücudu hala o anın getirdiği fiziksel uyarılmanın etkisindeydi; üzerindeki hafif şortun altındaki o belirgin ve sert kabarıklık, koridorun loş ışığında Cansu’nun keskin gözlerinden kaçmadı.
Cansu, mutfağa geçip bardağına su doldururken, Arda Bey de arkasından dar mutfak tezgahına doğru yanaştı. O daracık alanda, Arda Bey’in sıcak ve sert gövdesi Cansu’nun ipek sabahlığının üzerinden kalçalarına sertçe sürtündü. Bu anlık, kasıtlı ya da kasıtsız temas, Cansu’nun tüm vücudunu bir elektrik akımı gibi titretti. Babasının maskülen kokusu ve bacak arasındaki o belirgin sertliğin kalçasına yaptığı baskı, Cansu’nun libidosunu saniyeler içinde zirveye fırlattı.
Arda Bey, hiçbir şey fark ettirmemeye çalışarak, “İyi geceler kızım,” dedi ve ağır adımlarla odasına döndü. Cansu ise mutfağın karanlığında, elindeki bardakla soluk soluğa kalmıştı. Kasıklarında hissettiği o tekinsiz, muazzam haz ve babasına karşı uyanan o karanlık fantezi, onu kendi odasına kaçmaya zorladı.
O gece, Ankara’nın boğucu sıcağı yerini evin her odasında ayrı bir günah fırtınasına bırakırken; Cansu yatağında uzanmış, parmaklarını kendi siyah dantelinin içine sokarak, mutfakta babasının ona arkadan sürtündüğü o anı hayal edip kendini çılgınca tatmin ediyordu. Evin içindeki tüm ahlaki sınırlar, o gece geri dönülemez şekilde tamamen bulanıklaşmıştı.
Cansu, yatağında soluk soluğa, mutfaktaki o tehlikeli sürtünmenin ve babasının şortunun altındaki o belirgin sertliğin hayaliyle kendini tatmin etmeyi bitirdiğinde, vücudu hala zevkten titriyordu. Ancak bu tek başına yaşanan haz, içindeki o devasa libidoyu doyurmaya yetmemiş, aksine onu daha da cüretkar bir açlığa sürüklemişti. Ankara’nın boğucu sıcağı gece yarısını çoktan geçmiş olsa da, evin içindeki hararet düşmek bilmiyordu.
Cansu, ipek sabahlığını gevşekçe üzerine dolayarak odasından çıktı. Ayak parmaklarının ucunda, koridorun karanlığında ilerlerken zihninde sadece babasının o maskülen kokusu ve banyonun hemen yanındaki mutfakta yaşanan o anlık temas vardı. Tam o sırada, ebeveyn yatak odasının kapısının usulca açıldığını ve babası Arda Bey’in üzerinde sadece bir havluyla, duş almak için banyoya doğru ilerlediğini gördü.
Banyonun Buharlı Eşiğinde Av ve Avcı
Cansu, çıplak ayaklarının zeminde çıkardığı sessiz ama kararlı adımlarla arkasından yetişti. Tam Arda Bey banyo kapısını kapatmak üzereyken, Cansu elini kapının eşiğine koydu ve içeri süzüldü. Arda Bey irkilerek arkasına döndüğünde, kızının şeffaflaşmış siyah dantellerinin altından tamamen belli olan diri vücudunu ve gözlerindeki o limitsiz, kararlı parıltıyı gördü.
“Babaa…” diye seslendi Cansu, sesi suyun gürültüsünü kapatacak kadar boğuk ve davetkardı. “Bu sıcakta tek başına serinleyemezsin.”
Arda Bey ne olduğunu anlayamadan, Cansu kapıyı arkalarından kilitledi; metalik kilit sesi, evdeki tüm toplumsal maskelerin dışarıda kaldığının tesciliydi. Suyu sonuna kadar açtı; şelale gibi akan suyun sesi banyoyu anında yoğun bir buharla doldururken, evin geri kalanındaki her türlü şüpheyi örtecek bir kalkan oluşturdu.
Dizginlenemeyen İlk Temas
Cansu, üzerindeki ipek sabahlığı omuzlarından aşağı bıraktı. Siyah dantelli iç çamaşırlarının altındaki teni, suyun ilk damlalarıyla birlikte sırılsıklam olmuş ve şeffaflaşmıştı. Arda Bey, yıllarca inşa ettiği babalık otoritesinin, kızının bu ıslak ve teslim olmuş vücudu karşısında saniyeler içinde eriyip gittiğini hissetti. Cansu, babasının ellerini yakalayıp kendi diri, yuvarlak kalçalarına yerleştirdi.
“Sadece ellerinin sıcaklığını hissetmek istiyorum baba,” diye fısıldadı, kalçalarını babasının kasıklarında uyanan o devasa sertliğe ritmik ve sert hamlelerle sürtmeye başlayarak. Arda’nın boğazından hayvansı bir hırıltı koptu. Parmakları, suyun kayganlaştırdığı o pürüzsüz kalçalara hunharca gömüldü; eti canını yakacak kadar sıkıyordu.
Arda Bey, kızını tek bir hamleyle duş kabininin soğuk fayanslarına yasladı. Islak tenlerin birbirine çarpma sesi banyonun nemli havasında yankılanırken, Arda, Cansu’nun diri ve dik göğüslerini avuçlarının içine alıp onları hırsla yoğurmaya başladı. Cansu, başını geriye atıp suyun altında kontrolsüzce inlerken, “İşte bu… Beni böyle hissetmeni istiyordum,” dedi nefes nefese. Arda Bey, geri dönüşü olmayan o karanlık eşiği çoktan aşmıştı; kızının bu limitsiz teslimiyeti karşısında tüm iradesi banyonun ıslak zeminine süpürülmüştü.
Ayrı Odalarda Kesişen Günahlar
Banyodaki bu fırtınadan habersiz olan ama aynı ateşle kavrulan Tarık ve Sude ise, kendi odalarında bu yasak gecenin birer parçası haline gelmişlerdi.
-
Tarık’ın Odasındaki Hırs: Tarık, yatağında çıplak bir halde tavanı izliyordu. Zihni, Sude’nin az önce onu kapıdan geri çevirişinin hırsıyla doluydu. Kendi vücudunda gezinen elleri, kardeşinin yumuşak tenini hayal ederek her dokunuşta daha da sertleşiyordu. Koridordan gelen boğuk su seslerini duydukça hayal gücü daha da karanlık bir hal alıyor; Sude’nin o an yanında olmamasının acısını kendi kendine yaşattığı yoğun hazla çıkarıyordu.
-
Sude’nin Odasındaki Uyanış: Sude ise odasında kapıyı kilitlemiş, çarşaflarına sarılmıştı. Abisini geri göndermişti ama vücudu hala ablası Cansu’nun ona bacak arasında öğrettiği o yakıcı zevkin etkisindeydi. Parmakları kendiliğinden pembe çamaşırının içine kayarken, bir kulağı koridordaki sessizlikteydi. Banyodan gelen o ritmik su seslerini ve abisinin odasındaki mutlak sessizliği dinledikçe, korkusu yerini dizginlenemez bir arzuya bırakıyordu. Abisinin ellerini kendi üzerinde düşleyerek, o 4+1 dairenin içinde tek başına ama tüm ailesiyle paylaştığı o büyük günahın içine düşüyordu.
Şafak sökerken, bu evde artık hiçbir bağ eski masumiyetini taşımayacak; her nefes, paylaşılan bu ortak ve karanlık sırrın ağırlığıyla alınacaktı.
[Bölüm 3 Sonu]
Yorumlar 0
Düşüncelerini paylaş — anında listelenir.
İlk yorumu sen yap.