Son Durak: Günahın Rengi · Bölüm 6 / 6
Bölüm 6: Labirentin Yeni Çemberi ve Mutfaktaki Gölge
Bölüm 6: Labirentin Yeni Çemberi ve Mutfaktaki Gölge
Gecenin karanlığı Ankara’nın üzerine sinen tekinsiz sessizlikle birleşirken, 4+1 dairenin koridorlarında yankılanan çıplak ayak sesleri yerini odaların içindeki derin nefes alışverişlere bırakmıştı. Ancak bu evde hiçbir fırtına tamamen dinmezdi; sadece bir sonraki patlama için güç toplardı. Gece yarısı kurulan o gizli ittifak, evin içindeki güç dengelerini ve cinsel hiyerarşiyi tamamen değiştirmişti.
Sabahın Getirdiği Gerilim ve Kaçamak Bakışlar
Güneş, Ankara bozkırını yeniden ısıtmak için yükseldiğinde, ev halkı mutfaktan gelen taze kahve ve kızarmış ekmek kokularıyla uyandı. Hatice Hanım, her zamanki düzeniyle masayı hazırlamış, hiçbir şeyden habersiz bir şekilde ailesini kahvaltıya çağırıyordu.
Masaya ilk oturan Tarık oldu. Gözleri kan çanağı gibiydi; bütün gece yan odalardan gelen o boğuk sesleri dinlemiş, içindeki Sude arzusunun hırsıyla yatağında dönüp durmuştu. Hemen ardından Sude içeri girdi. Üzerinde dökümlü, beyaz bir ev tişörtü vardı ama hareketlerindeki o çekingenlik, bacaklarının arasındaki o taze hassasiyet adımlarından okunuyordu. Gözleri abisi Tarık’la kesiştiğinde, hızla bakışlarını kaçırıp babasının yanına oturdu.
Arda Bey, masanın başında her zamanki mesafeli ve otoriter tavrıyla gazetesini okuyordu. Ancak dün gece iki kızının arasında yaşadığı o akılalmaz doruk noktasının izleri, gazetenin kenarından Sude’nin bacağına kayan kaçamak, kurnaz bakışlarında gizliydi. En son içeri giren Cansu oldu. Üzerindeki saten sabahlığın önünü bilerek biraz gevşek bırakmıştı. Masadaki yerini alırken babasına ve Sude’ye attığı o sinsi, muzaffer bakış, bu evin cinsel labirentini onun yönettiğinin açık bir kanıtıydı.
Hatice Hanım çayları doldururken, “Arda, bugün biraz yorgun görünüyorsun. Gece hiç uyumadın mı?” diye sordu, sesi tamamen saf bir merak taşıyıyordu.
Arda Bey, çay bardağını kavrayan elinin titremesini gizlemeye çalışarak, “Sıcaklar, Hatice… Ankara’nın bu basık havası insanı gece uykusundan ediyor,” dedi. O sırada masanın altından Cansu’nun çıplak ayağı, babasının bileğine sürtünerek yukarı doğru tırmanmaya başlamıştı. Arda Bey, karısının gözlerinin içine bakarak yalan söylerken, kızının masanın altındaki kışkırtıcı hamlesiyle kasıklarında yeni bir uyarılmanın filizlendiğini hissetti.
Mutfaktaki Tehlikeli Yakınlaşma
Kahvaltı sonrası Hatice Hanım, evin eksiklerini tamamlamak için pazar alışverişine çıkacağını söyledi. “Cansu, şu mutfağı toparlayın, Tarık sen de kardeşlerine mukayyet ol,” diyerek evden çıktı. Dış kapının kapanma sesiyle birlikte, evdeki o sahte huzur maskesi saniyeler içinde düştü.
Tarık, salonda televizyon izleyen Sude’nin yanına geçmek yerine mutfağa, tezgahın üzerinde bardakları toplayan Cansu’nun yanına ilerledi. Cansu’nun üzerindeki sabahlığın altından belli olan o dik, yuvarlak hatlar Tarık’ın sabrını zorluyordu. Kız kardeşlerinin dün gece babasıyla ne yaşadığından habersizdi ama evdeki o yoğun cinsel enerjinin kokusunu alabiliyordu.
“Ev çok sessizleşti, değil mi Cansu?” dedi Tarık, tezgahın kenarına yaslanarak ablasına iyice yaklaşırken.
Cansu arkasını dönüp Tarık’ın gözlerindeki o hırslı, aç bakışları gördü. Sude’yi elinden kaçırmanın verdiği o erkeklik gururu kırıklığını ve açlığını hemen sezmişti. Tabakları durulamayı bırakıp ıslak ellerini Tarık’ın göğsüne yerleştirdi. “Sessizlik güzeldir Tarık… İnsana ne istediğini hatırlatır,” diye fısıldadı, sesindeki o yılan tıslaması gibi kışkırtıcı tonla.
Tarık, ablasının bu cüretkar hamlesiyle daha fazla dayanamadı. Cansu’nun ince belini kavrayıp onu mutfak tezgahına sertçe yasladı. Cansu’nun sabahlığı iki yana açılırken, altındaki siyah dantelli çamaşır ve süt beyazı teni Tarık’ın görüş alanını tamamen kapladı. Tarık, dudaklarını ablasının boynuna gömüp tenini vahşi bir açlıkla emmeye başladı. Cansu, abisinin bu sert ve hırslı dokunuşları karşısında boğuk bir kahkaha attı.
“Sude’yi istiyordun, değil mi?” diye fısıldadı Cansu, Tarık’ın saçlarını parmaklarının arasına alıp kafasını daha da derine bastırırken. “Ama onun sınırları var… Benim ise yok, Tarık.”
Sude’nin Şahitliği ve Üçlü Çember
O sırada salondaki sessizlikten sıkılan Sude, mutfaktan gelen o boğuk nefes seslerini ve tezgahın gıcırtısını duyarak mutfak kapısına doğru ilerledi. Kapı aralığından içeri baktığında gördüğü manzara, dün gece babasıyla yaşadığı o şokun üzerine yeni bir dalga ekledi. Abisi Tarık, ablası Cansu’yu tezgahın üzerine oturtmuş, elleriyle kalçalarını hırsla sıkarken dudakları Cansu’nun göğüslerinde geziniyordu.
Sude, kapının eşiğinde nefesini tuttu. İçindeki o bastırılmış kıskançlık ve Tarık’a karşı duyduğu o yarım kalmış arzu, kasıklarında dayanılmaz bir sızıya dönüştü. Elini istemsizce şortunun üzerine attı.
Cansu, kapı aralığından kardeşinin onları izlediğini fark ettiğinde gözlerindeki o sinsi parıltı yeniden canlandı. Tarık’ın kafasını tutarak dudaklarına yapıştı, onu daha da ateşli bir şekilde öperken gözlerini Sude’den ayırmıyordu. Eliyle Sude’ye “içeri gel” işareti yaptı.
Sude, hipnotize olmuş bir şekilde mutfağın loşluğuna adım attı. Tarık, arkasından yaklaşan ayak sesleriyle irkilip kafasını çevirdiğinde Sude’nin o aç, istekli ve mest olmuş yüzünü gördü. Zihnindeki tüm ahlaki sınırlar o saniyede tamamen yok oldu.
“Bak, küçük kardeşimiz de bize katılmak istiyor,” dedi Cansu, Tarık’ın arkasından süzülen Sude’yi elinden tutup Tarık’ın önüne doğru çekerken.
Tarık, bir yanda tezgahta bacaklarını iki yana açmış olan ablası Cansu, diğer yanda karşısında diz çökmeye hazır olan, ince askılı tişörtünün altından göğüs uçları belli olan küçük kardeşi Sude ile baş başa kalmıştı. Ankara’nın o boğucu öğle sıcağında, mutfağın mermer tezgahı üzerinde üç kardeş arasındaki o geri dönülemez, en yüksek seviyedeki haz fırtınası başlamak üzereydi.
[Bölüm 6 Sonu – Yeni İttifak Başlıyor]
Yorumlar 0
Düşüncelerini paylaş — anında listelenir.
İlk yorumu sen yap.