Yasak Arzular Bölüm 1 · Bölüm 4 / 4
Bölüm 4: Masanın Altındaki Günah
Bölüm 4: Masanın Altındaki Günah
Masa, üzerindeki taze mezeler, zeytinyağlılar ve annemin neşeyle hazırladığı tabaklarla kusursuz bir aile tablosunu andırıyordu. Ama benim için burası bir infaz sehpası gibiydi.
Kaan’ın uyarısına uymaktan başka çarem yoktu. Ahmet amcanın yanına, tam Kaan’ın karşısına oturdum. Annem ise neşeyle Ahmet’in tabağına yemek dolduruyordu. Aradaki o geniş ahşap masa, üstten bakıldığında bizi ayıran güvenli bir sınır gibi duruyordu ama masanın altındaki o karanlık boşluk, her an patlamaya hazır bir dinamit lokumuydu.
“Eee çocuklar,” dedi Ahmet amca, kadehini kaldırarak. “Biz yokken dersler nasıl gitti? Aylin, vize sonuçların açıklanmış diye duydum annenlerden.”
“Evet, Ahmet amca,” dedim. Sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışıyordum ama gözlerimi Kaan’dan kaçıramıyordum. “İyi geldi sonuçlar. Sınıf ortalamasının üzerindeyim.”
“Benim kızımla gurur duyuyorum zaten,” diyerek araya girdi annem, bana sevgiyle bakarak. “Kaan da ona çok yardımcı oluyor, değil mi oğlum? Ankara’ya ilk geldiğinde çok yabancılık çekiyordu ama senin sayende çabuk alıştı.”
Kaan, çatalını tabağına hafifçe vurarak yavaş bir ritim tutturdu. Gözlerini doğrudan gözlerime dikti. O koyu bakışlar içimi eritiyordu. “Alıştı tabii aramızdaki… bağa,” dedi. “Aylin çok hızlı öğreniyor. Sınırları nerede esneteceğini, nerede teslim olacağını iyi biliyor.”
Yutkundum. Lokmam boğazıma dizildi. Masanın altından bacaklarımı hafifçe kendime doğru çektim ama o an, kaçınılmaz olan gerçekleşti.
Kaan, uzun bacağını masanın altından uzattı. Eşofmanının kumaşı altındaki sert, sıcak bacağı, benim çıplak dizime sürtündü. Tenimin onun sıcaklığıyla ürperdiğini hissettiğimde irkildim ve çatalım tabağa çarparak tiz bir ses çıkardı.
“Aylin? İyi misin kızım, betin benzin attı bir anda?” annemin sorusuyla irkildim.
“İyiyim anne,” dedim aceleyle. “Sadece… su dokunmuş boğazıma, o kadar.” Önümdeki bardaktan büyük bir yudum su aldım ama gözlerim Kaan’ın üzerindeydi. Yapmamasını, durmasını yalvaran bakışlarla ona bakıyordum.
Ama Kaan durmadı. Aksine, meydan okumamı kabul etti.
Bacağını biraz daha yukarı kaldırdı. Ayağının çıplak tabanı, şortumun açıkta bıraktığı uyluğuma yerleşti. Yavaşça, tenimi ezerek yukarı doğru tırmanmaya başladı. Annemle Ahmet amca o sırada düğün fotoğraflarından, balayında gittikleri otelden hararetli bir şekilde bahsettiği için masanın altındaki bu hareketlilikten tamamen habersizlerdi. Onların kahkahaları salonda yankılanırken, Kaan’ın ayak parmakları şortumun bittiği yere, külot çizgimin tam sınırına baskı uyguladı.
Nefesim boğazımda tıkandı. Masanın kenarını o kadar sert kavramıştım ki parmak boğumlarım bembeyaz kesilmişti. Gözlerimi Kaan’a diktim. Yüzünde en ufak bir suçluluk ya da heyecan belirtisi yoktu; sakinliğini koruyarak yemeğinden bir çatal alıyor, babasının anlattığı hikayeye kafa sallayarak eşlik ediyordu. Ama masanın altında, ayağıyla beni tamamen kontrolü altına almıştı.
“Ahmet,” dedi annem gülerek, “Hatırlıyor musun, otele ilk gittiğimiz gün valizleri karıştırmıştık?”
“Hatırlamaz mıyım hayatım…” diye güldü Ahmet amca.
O sırada Kaan’ın ayağı, şortumun kumaşını hafifçe yukarı sıyırarak o en hassas, hâlâ onun duştaki dokunuşlarıyla zonklayan ıslak noktama baskı yaptı. Dudaklarımdan bir inleme kaçmasın diye alt dudağımı neredeyse kanatacak kadar sert ısırdım. Vücudumdan aşağı dalga dalga yayılan o elektrik ve yakalanma korkusunun verdiği adrenalin, başımı döndürüyordu. Kaan tam o anda gözlerini bana çevirdi ve göz kırptı. Dudakları sessizce bir kelimeyi fısıldadı: ‘Yalvar.’
Gözlerimden bir damla yaş süzülmek üzereydi. Annemlerin tam karşısında, masanın üstünde masum bir üvey kardeş, masanın altında ise onun tamamen esiri olmuş bir kadın vardım. Kaan’ın ayağının uyguladığı ritmik baskı, beni çıldırma noktasına getiriyordu. Eğer durmazsa, birkaç dakika içinde annemin gözü önünde inlemek zorunda kalacaktım.
“Ben…” dedim, sesim çatallı ve nefes nefeseydi. Annemle Ahmet amca konuşmayı kesip bana döndü. “Ben biraz kötü hissettim kendimi. Odama geçip dinlensem olur mu?”
Annem endişeyle ayağa kalktı. “Kızım, gerçekten çok solgunsun. Gel bakayım ateşin mi var?” Elini alnıma koymak için masanın etrafından dolanmaya başladı.
O an panikle Kaan’a baktım. Kaan, annemin yaklaştığını fark edince ayağını yavaşça ve son kez tenimi hırslı bir şekilde ezerek geri çekti. Bacaklarımı hemen altıma topladım.
“Ateşi yok gibi ama yorgun herhalde,” dedi annem endişeyle. “Hadi git dinlen güzelim, ben sofrayı toplarım.”
“Teşekkürler anne, iyi geceler Ahmet amca,” diyerek masadan adeta kaçtım. Arkamı dönüp mutfaktan çıkarken, Kaan’ın arkamdan bakan o karanlık, tatmin olmuş ve aç bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum.
Odama girip kapıyı kilitledim ve kendimi yatağa bıraktım. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki göğsüm sızlıyordu. Masanın altındaki o baskı, vücudumu tamamen ateşe vermişti. Yatakta iki büklüm olmuş, nefesimi düzene sokmaya çalışırken telefonuma bir mesaj bildirimi düştü.
Ekrana baktım. Gönderen Kaan’dı.
“Masanın altında çok güzel titriyordun, ufaklık. Ama bu sadece başlangıçtı. Annemler uyuduğunda o kapıyı açacaksın. Çünkü eğer sen açmazsan, ben o kilidi kırarım.”
Telefonu göğsüme bastırıp gözlerimi kapattım. Evin içindeki ışıklar bir bir sönerken, gecenin karanlığı ve Kaan’ın ayak sesleri için geri sayım başlamıştı.
Bölüm 5: Gece Yarısı Seansı
Evin içindeki hareketlilik yaklaşık bir saat sonra yerini mutlak bir sessizliğe bıraktı. Annemlerin odasının kapısı kapandı, ardından koridordaki ışıklar söndü. Ankara’nın o ağır, basık yaz gecesi odama dolarken, yatağın içinde cenin pozisyonunda uzanmış, elimdeki telefona bakıyordum.
Kaan’ın attığı mesaj ekranda bir kor gibi parlıyordu: “Çünkü eğer sen açmazsan, ben o kilidi kırarım.”
Yalan değildi. Kaan, aklına koyduğu şeyi yapacak kadar pervasız, aramızdaki bu günahı sonuna kadar götürecek kadar gözü karaydı. Saatin tik takları kalbimin atışıyla yarışırken, koridordan gelen o çok hafif, neredeyse duyulmaz olan ayak sesini yakaladım.
Ve tam saniyeler sonra, kapımın kilidinden o korkunç ses yükseldi.
Çıt.
Kulb yavaşça aşağı indi, kilitli olduğu için zorlandı ve hafifçe tıkırdadı. Nefesimi tuttum, yorganı göğsüme kadar çektim. Kapının arkasından hiçbir ses gelmiyordu ama onun orada, ahşabın tam diğer tarafında nefes aldığını, beni beklediğini biliyordum.
Telefonum titredi.
Kaan: “Üç saniyen var Aylin. Ya o kilidi açarsın ya da babamla anneni buraya toplayacak o gürültüyü yaparım.”
Dehşetle yataktan fırladım. Parmak uçlarımda kapıya doğru koştum. Kalbim boğazımda atıyordu. Eğer kapıyı açmazsam bunu gerçekten yapardı; her şeyi mahvedecek o gürültüyü koparırdı. Kilidi yavaşça, neredeyse hiç ses çıkarmayacak bir milimetrik hareketle döndürdüm.
Kapı kulbu aşağı indi ve kapı aralandı.
Karanlığın içinden Kaan’ın devasa silüeti odama sızdı. İçeri girer girmez kapıyı arkasından kapattı ama kilitlemedi. Loş ışıkta gözleri doğrudan üzerime odaklandı. Masanın altındaki o vahşi oyun ikimizi de mahvetmişti; onun da nefesleri düzensizdi, üstündeki tişörtü çıkarmıştı ve teni buram buram erkek kokuyordu.
“Aferin, ufaklık,” dedi alçak, hırıltılı bir fısıltıyla. “Söz dinlemeyi öğreniyorsun.”
“Kaan, git lütfen…” dedim, sesim ağlamaklı bir yalvarışa dönüştü. “Annemler yan odada. Uyanırlarsa ölürüm, anlıyor musun? Bittik biz.”
“Şşşt…” Kaan üzerime doğru iki büyük adım attı. Aramızdaki mesafeyi sıfırladığında, güçlü elleriyle belimi kavrayıp beni hızla yatağa doğru geriletti. Dizlerim yatağın kenarına çarptı ve kendimi geriye doğru bırakmak zorunda kaldım. Kaan, bir saniye bile beklemeden üzerime tırmandı.
İki bacağımın arasına yerleşen gövdesi, kasıklarımı yatağın şiltesine doğru bastırdı. Üzerimdeki yüksek yakalı tişörtü tek hamlede yukarı doğru sıyırdı, göğüslerimin çıplak teni Kaan’ın sıcak, çıplak göğsüyle buluştuğunda ağzımdan kaçacak olan çığlığı, dudaklarıma kapanarak engelledi.
Bu, dünkünden çok daha karanlık, çok daha hırslı bir öpücüktü. Dili ağzımın içini tamamen ele geçirirken, eli şortumun düğmesine gitti. Fermuarımın açılma sesi odadaki sessizlikte bir kırbaç gibi patladı. Kaan şortumu ve külotumu tek bir hareketle kalçalarımdan aşağı sıyırdığında, odadaki klimalı soğuk hava çıplak bacaklarıma vurdu. ama hemen ardından Kaan’ın sıcak gövdesi beni tamamen kapladı.
“Sesini çıkarırsan yan odaya gider bu ses, unutma,” diye mırıldandı dudaklarımın üzerine. Gözleri karanlıkta parlıyordu. “İçinde tut o sesleri, Aylin. Sadece benim için inle.”
Elini bacaklarımın arasına, masanın altında yarım bıraktığı o ıslak, ateşli noktaya yerleştirdi. Parmakları hiçbir ön sevişmeye gerek duymadan, zaten onun için tamamen hazır olan sıcaklığıma sızdı. Vücudum yukarı doğru büküldü, ellerimi onun sırtına geçirdim, tırnaklarımı etine gömdüm. Yan odada annemin uyuduğu gerçeği, hissettiğim bu yoğun ve çiğ şehveti adeta bin katına çıkarıyordu. Günahın büyüklüğü, hazzı dayanılmaz kılıyordu.
Kaan kendi eşofmanını aşağı indirdiğinde, onun o devasa, damarlı sertliğini uyluğumda hissettim. Geri dönüşü olmayan o eşikteydik.
“Bana bak,” diye fısıldadı Kaan, saçlarımı geriye doğru çekerek kafamı yatağa sabitledi. “Gözlerini aç ve kimin olduğunu gör.”
Gözlerimi açtım. Karanlıkta sadece onun keskin yüz hatları ve bana duyduğu o kör edici arzu vardı. Kaan kalçasını ileri doğru itip, tek bir sert ve hırslı hamleyle içime tamamen sızdığı an, acı ve zevk karışımı o muazzam hisle gözlerimden yaşlar süzüldü. Çığlık atmamak için yastığın ucunu ısırdım.
İçimde attığı her sert düğümde, yatağın gıcırdamaması için vücudumu ona tamamen teslim ediyordum. Kaan, beni yatağın başlığına doğru bastırarak, dudaklarını boynumdaki o kızarıklığa gömdü ve boğuk inlemelerini tenime bıraktı. O gece, o kilitli olmayan kapının ardında, yan odadaki ailemizin gölgesinde, birbirimizin etini çiğnercesine, günahın en dibine battık.
Yorumlar 0
Düşüncelerini paylaş — anında listelenir.
İlk yorumu sen yap.